Çin Halk Cumhuriyeti Bayrağı

Çin Nüfus Politikası ve Ticareti

Digiqole ad

Çin Nüfus Politikası ve Ticareti konulu bu yazımda önümüzdeki yıllarda bekleyen bir dizi problemden bahsetmek, özellikle de büyük bir başarıymış gibi bize lanse edilen Çin’in ekonomik başarısına biraz değinmek istiyorum.

İşçi kesimi toplumun en önemli tüketici kesimidir.

Nüfus Problemi

2016 yılı Çin nüfusu
2016 yılında Tek Çocuk Politikası uygulamasını kaldırdığında Çin Nüfusu.

Çin 1979 yılına gelindiğinde “Tek Çocuk Politikası”nı getirdiğinde amaç nüfustaki aşırı artışın önüne geçmekti. İlk çocuğun kız olma durumundan ya da özel bir nedenden dolayı ikinci çocuğa izin verilen birkaç istisna da vardı. Fakat bu politika 2016’ya geldiğimizde -ki o dönem gelinen nüfusu yan tarafta görebilirsiniz- bu politika yürürlükten kaldırıldı. Sebebi ise tahmin edeceğiniz üzere azalan genç ve kadın nüfusuydu. Ancak tüm bunların hepsinin dayanağı ekonomik nedenler diyebiliriz.

Zira Çin’i bekleyen iki büyük felaket senaryosu mevcut. Birincisi çalışma çağındaki genç nüfusun azlığı iken (çalışan nüfus 937 milyondan 897 milyona düşmüş) ikincisi ise sayıları 250 milyona yaklaşan yaşlı nüfusunun getireceği maddi yük. (İnfografik için buraya tıklayabilirsiniz.)

Basit bir örnekle açıklarsak durum sanırım anlaşılmış olacak. 100br nüfuslu bir ülke hayal edelim. Bu ülkedeki çalışan sayısı 60br iken işgücüne dahil olmayan ya da istihdamda olmayan nüfus da 40br olur. 40br’in 20br’i yaşlı bireylerden oluştuğu ve bu bireylerin emekli maaşlarının devlet tarafından ödendiğini varsayalım. Her bireyin brüt maaşından $100 kesilsin ve bunun $40 doları emeklilik fonuna yatsın. Emekli maaşı da $30 dolar olsun. Kısa bir hesapla yıllık bazda fonda ($28800 – $7200) $21600 para birikmiş olur ve devlet buradan bir kazanç sağlar. Fakat tam tersi bir durumda (20br kişi çalışacak 40br emekli olacak) ise devlete $4800 maddi bir külfeti olacaktır.  (Çin’in maaş politikasının detayı için buraya tıklayabilirsiniz.)

Buradan yola çıkarak varacağımız bir sonuç da aslında şu: Çin, endüstri devrimiyle beraber zaten hali hazırda birçok işi otonomlaştırmaya başladı bile. Dolayısıyla az genç nüfus işgücü arzının azalması anlamına gelirken ve azalan işgücü arzı mevcut ve yeni yaratılacak işleri de maliyetli kılacakken, artan yaşlı nüfus ise Çin devletine milyarlarca dolar maddi külfet demektir. Bu da aslında kafalarda şu soruyu doğuruyor: İnsanlar çalışmayıp, para kazanamazsa bu devran nasıl dönecek? Çin nüfus politikası ve ticareti sorununun en büyük kısmını ise Fortune Global 500 Aldatması bölümünde anlayacaksınız.

Fortune Global 500 Aldatması

2018’de yayımlanan Fortune Global 500 listesinde 111 Çinli şirket yer aldı. ABD ise 126 şirketi listeye sokmayı başardı. 1995 yılında üç adet şirketini 735 milyar dolarlık hacimden 111 şirkete 12 trilyon dolarlık hacime çıkardı. Bu büyük bir başarı hiç şüphesiz. Harvard Business Review Türkiye, Eylül 2019 sayısında da belirtildiği üzere listenin ilk 10’unda yer alan üç Çinli şirketin gelirlerinin %85’i iç pazardan sağlanıyor. 111 şirketin ise 84’ü SOE (State-owned enterprises of China) dedikleri Çin hükümetine ait şirketler. Geri kalanı ise özel şirketlerde. Fakat bu özel şirketlerin de (Huawei %50, Lenovo %75 hariç) gelirlerinin %75-%80’i iç pazardan sağlanıyor.

Yukarıdaki durumu ve elimizdeki bu verileri dikkate alırsak eğer Çin’i bekleyen bu büyük tehlikenin ne olduğunu görebiliriz.

Dış ticaret borcunun 2 trilyon dolara yaklaştığını da göz önünde bulundurursak, Çin bu büyüme krizinde adeta kendi kendini yiyen yılan konumuna düşebilir. Hatta düşmesi de muhtemeldir. Azalan genç nüfus, artan yaşlı nüfus ve getirdiği maddi külfet, dış pazardaki payın az oluşu ve ticaret savaşından kaynaklanan ek maliyetler ve yabancı yatırımların ülkeden çekilmesi Çin’in belini bükecektir hiç şüphesiz.

Peki Çin bu krizden dış pazara açılarak kurtulamaz mı? Kurtulması pek muhtemel gözükmüyor. Peki neden gözükmüyor derseniz de aslında cevaplaması çok da zor değil zira Çinli şirketlerin tepe yönetimi her şeyi özetler nitelikte. Şöyle bir baktığınızda Çinli şirketlerin tepe yönetiminin yöneticilerinin ve yönetim kurulu üyelerinin %97’isi Çinli. Üstelik belirli bir çalışan sayısına ulaştıklarında yönetim kurulunda bir adet Komünist Parti üyesi bulundurmak zorundalar. Bu da aslında uluslararasılaşmaya ters bir durum. Zira parti politikasına ters bir durumda gerek parti üyesi gerekse hükümet tarafında gerekli müdahale yapılıyor. Bu da şirketlerin hareketlerini kısıtlıyor ne yazık ki. Ayrıca şirketlerin tepe yönetimindeki kadın yönetici oranı da epey düşük (%10’dan az olduğu tahmin ediliyor) durumda.

Aklınıza şu soru gelebilir: Şimdi yönetim kurulu ve yöneticilerinin %97’sinin Çinli olması ve Komünist Parti üyesi olması neden uluslararasılaşmasına engel olsun ki? Bir örneklemeyle gidersek eğer konunun daha net anlaşılacağını ümid ediyorum. İsviçreli en büyük 20 şirketlerin (İhracatlarını GSYH’ye oranı yaklaşık %60 ve dış stoğun GSHY’ye oranı %190 civarında) yönetim kurulundaki İsviçreli oranı %38’ken, İsviçreli yönetici oranı %45- Nestle’nin 2bin 600 çalışanın 800’ü yabancı uyruklu. Burada verilen sayılar da ortaya koyuyor ki, uluslararasılaşma özellikle globalleşmede önemli olan hususların bir çoğunu Çinli şirketler ne yazık ki sağlamıyor. Liderlik krizinde çıkmaza girilmesi, yeterli çözümlerin üretilememesi de kısıtlı beyin fırtınalarından kaynaklanıyor. Bu da şirketlerin sürdürülebiliriliğine sekte vurmaktadır. Özellikle de Çinli şirketlerin expat atamalarının da düşük olduğunu düşünürsek uzak gelecekte Çinli şirketlerin bularada kalabileceğinin garantisini vermek ve öngörmek çok zor.

Küresel Liderlik Problemi

Çin için bir büyük sıkıntı da liderlik problemi. Yine aynı yazıya atıfta bulunarak bununla ilgili yapılan bir araştırmada Çinli yöneticilerin çalışanlara, tedarikçilere ve müşterilere karşı hoşgörüsüz olduğu, saygı göstermediği ve fikirlerinin önemsenmediğini söylüyor. Kültürel bir takım problem olarak varsayarsak bu problemi, çözülmesinin zor olacağını öngörmek sanırım pek de pesimistik sayılmaz.

Yukarıda belirttiğimiz bir diğer probleme de bir atıf da farklı ülkelerden liderlerinin yok denecek kadar az olması. Tahminime göre yabancı yöneticilerin yüzde 3’lük puanının nedenini de yatırımcı olmalarından kaynaklanıyor oluşudur. Şirketler bu kadar dışa kapanık olunca insanın aklına bundan başka bir ihtimal de gelmiyor açıkcası.

Yabancı yöneticilerin çokluğunun faydaları, özellikle farklı pazarlara girilirken ve yeni planlama safhalarında kendini gösteriyor. Aksi takdirde fikir kabızlığı kendini gösterecektir.

Ev sahibi ülke yöneticileri ya da expat atamalarının da az olması, Çinli şirketlerin açıldığı pazarlarda sıkıntı yaşamalarında temel nedenlerden biri olarak kabul edilir. Zira ev sahibi ülkeden ya da expat atamadığınızda bölgeyi, ülkeyi, yöreyi, tüketici eğilimlerini ve bu eğilimlerin nedenleri ölçemez, ölçemediğiniz gibi kavrayamazsınız da. Bu da nihayetinde satışlarınıza yansayacaktır ve anlamadığınız şekilde kendinizi ülkeden çekilirken bulacaksınız.

Peki Ne Olacak?

Tüm bu veriler Çin nüfus politikası ve ticareti ile ilgili aslında her şeyin birbirini tetikler nitelikte olduğunu gösteriyor. Eğer Çin genç nüfus problemini çözemezse dışarıya açılması gerekebilir. Eğer dışarı açılacaksa -ki son zamanlarda İran ve Türkiye’ye yatırımları gündemde- küresel liderlik problemini çözmeli. Çünkü Fortune Global 500 şirketlerinin neredeyse tamamına yakını gelirleni iç pazardan elde ederken, iç pazardaki işgücü arzının düşmesi satışları büyük ölçüde etkileyecek olup, 111 şirketin neredeyse tamamını o listeden silebilir. Ayrıca unutulmaması gereken diğer bir husus da 2 trilyon dolara yaklaşan dış ticaret açığı ve ABD ile girdiği ticaret savaşı. Çinli şirketler eğer pazar paylarının çoğunu dış pazardan oluşturmazsa ekonomilerinin parlak olduğunu söylemek pek de mümkün gözükmüyor.

Çin’in milyarlarca dolarlık şirket yaratmasının sebebinin nüfusu olduğunu öğrendik. Ve bu nüfusun ileride işgücü yaratması adına pek de parlak olmadığı gibi, yaşlı nüfusunun 2 trilyon dolarlık dış borcu olan Çin’e maddi yük olacağını öğrendik. Öğrendiğimiz bir diğer husus da eğer Çin, küresel liderlik problemini çözmeyip dış pazara açılıp dış pazar payını artırmazsa büyük bir krizin eşiğinde oluşuydu.

Yazının ikinci bölümünde kullanılan verilerin bazıları HBR Türkiye Eylül 2019 sayısından alınmıştır.

Emre Kurtkan

http://kerliferli.blogspot.com/

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme, TR bölümü mezunuyum. Üniversite hayatım boyunca birçok gönüllü ve profesyonel iş deneyimlerim oldu. Bunlardan bazıları; futbolkaravani.com ve blog.decathlon.com.tr. Burada çeşitli yazılar yazdım. Şu anda ise kendi imkanlarımla oluşturduğum Sosyal Enstitü'yü geliştirmek için çalışıyor ve İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Perakendecilik ve Marka Yönetimi Tezli Yüksek Lisans öğrencisi olarak eğitim hayatıma devam ediyorum.

İlginizi Çekebilir

2 Comments

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi:
Araç çubuğuna atla